Şimdi yükleniyor

HİNDİSTAN’DA MÜSLÜMANLARA KARŞI AYRIMCI UYGULAMALAR

Hindistan’da Müslüman kadınların dini kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa, baskıya veya kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddiaları kaygıyla takip ediyoruz.
Kalküta’da görev yapan Dr. Mohammad Tarannum’un yaklaşık 23 saat makam odasında tutulduğu, temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığı ve istifaya zorlandığı; IPS Polis görevlisi Bushra Bano’nun dini ifadeler kullandığı gerekçesiyle şikâyet edildiği, Haydarabad’da ise görevini yapan Müslüman Öğretmenin linç girişimine uğradığı medya organları aracılığıyla kamuoyuna yansımıştır. Bu uygulamalar insan onuru, din veya inanç özgürlüğü, kişi güvenliği, çalışma yaşamında eşitlik ve ayrımcılık yasağı bakımından ciddi endişeler doğurmaktadır.
Hindistan’ın taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW); ayrımcılık yasağı, din ve vicdan özgürlüğü, kişi güvenliği, insan onuru, çalışma hakkı ve çalışma yaşamında eşitlik bakımından önemli güvenceler içermektedir. Hindistan’ın bu sözleşmelerle garanti altına alınan haklara yönelik taahhütlerine uyması gerekmektedir.

Bu uygulamalar Hindistan makamlarını;

  • İddiaları bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturmaya,
  • İlgili kişilerin güvenliğini sağlamaya, olası delilleri korumaya,
  • Dini kimlik veya cinsiyet temelinde ayrımcılık, baskı, nefret ya da kötü muamele tespit edilmesi hâlinde sorumluları belirlemeye ve hukuka uygun, etkili işlemler yürütmeye,
  • Mağdurlara etkili başvuru ve uygun telafi imkânı sunmaya çağırıyoruz.

Uluslararası toplumu da Hindistan’ın insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmesi, din veya inanç özgürlüğünü ve kadınların eşitliğini koruması, ayrımcılık iddialarının şeffaf biçimde soruşturması ve gerekli reformları hayata geçirmesi yönünde çağrıda bulunmaya davet ediyoruz. Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kuruluşlar süreci yakından izlemelidir. İnsan onuru pazarlık konusu değildir. Din veya inanç özgürlüğü ve eşitlik temel haklardır. İddialar bağımsız biçimde incelenmeli; sorumluluk ve telafi, mevcut olgular ve uluslararası hukuk çerçevesinde belirlenmelidir.