AFGANİSTAN’DAN TÜRKİYEYE ESTETİK MİRASIN İZİNDE
Pamir Dağları’nda Kırgızlar yaşıyor. Özbekler ve Türkmenler ara sıra çatışıyor. Afganistan’da 30–35 farklı dil konuşuluyor. Nüfusun büyük bölümü Sünni Müslüman; Şiiler %10–15 civarında olup çok ciddi organize olabiliyorlar. Sünni nüfus %85–90 olmasına rağmen kendi aralarında hep çatışma yaşanıyor.
Ariyan ırkların kökleri, doğuş noktası antik çağda Belh ve Herat bölgesi kabul edilmektedir. Almanlar bile kendi dillerinin doğduğu yer olarak burayı kabul etmektedirler.
Burada antik Yunan eserleri var. Zerdüştlüğün de asıl olarak burada doğduğu iddia ediliyor.
Mezar-ı Şerif buraya iki saat uzaklıktadır. Afganistan Anadolu gibidir.
Esas itibarıyla Afganistan bir medeniyetler mezarlığıdır; giren kaybolur. Büyük İskender son seferini buraya yapıyor. Kandahar’a kadar gidiyor; hatta bu şehri Büyük İskender’in kurduğu söyleniyor.
Afganistan bizim çocukluğumuzu temsil ediyor. Bir doktora gittiğinizde teşhis koyabilmek için ta çocukluğa kadar iner, soruşturur. Afganistan, Yunan ve Hint medeniyetlerinin buluştuğu yerdir.
Rusların sıcak denizlere inme politikası bir yandan Boğazlar üzerinden, diğer yandan ikinci güzergâh olarak Afganistan üzerinden planlanlanıyor. Napolyon, Hindistan’daki İngiliz etkisini kırmak için Afganistan’ı almak ister.
Afganlılar savaşçı bir millettir. Kendilerine sorulduğunda “Dedem savaşmış, babam savaşmış, ben savaşıyorum; oğlumun ne yapacağını da tahmin ediyorum.” derler.
Son dönemde Afganistan Türk modernleşmesini takip ediyor. Emanullah Han, Türkiye’de yapılanları aynen uygulamak istiyor.
BAZI ŞEHİRLERİ:
HORASAN: Bizim Anadolu’nun çocukluk dönemini yaşamaktadır. Türkler Anadolu’ya çoğunlukla Afganistan-Horasan üzerinden gelmişlerdir.
BELH: Bütün şehirlerin anasıdır. İbrahim Ethem’in tacını tahtını terk ettiği yer olup Mezar-ı Şerif’ten daha eski bir yerleşim bölgesidir. Aynı zamanda Mevlânâ’nın doğduğu yerdir. Tasavvufun temellerinin atıldığı bölgedir. Resim, müzik, kültür, yemek ve tasavvuf yönünden Anadolu’yu beslemiştir. En önemli özelliği, var olan ve konuşulan şeylerin yazıya dökülmesidir. Mimari ve estetik kültürümüz de önemli ölçüde bu bölgeden beslenmiştir.
HERAT: İstanbul’dan önceki kültür ve medeniyet merkezidir. Endülüs’ün minyatürü diyebiliriz. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra Herat’tan ilim adamlarını davet ediyor. Hüseyin Baykara, Ali Şir Nevai, Molla Cami, Behzat (Osmanlı’ya minyatürü getirmiştir), Abdurrahman el-Ensari buralıdır. Bizdeki müzik, nota ve makamlar Afganistan kökenlidir.
GAZNE: Gazneli Mahmut Hindistan’a 17 sefer düzenlemiştir.
GHAR: Dağlı ve asker ruhlu insanların yaşadığı bölgedir. Selçukluların akrabalarıdır. Büyük İskender’e karşı savaşan gerillaların yetiştiği bölgedir. Afganistan’ın askerî gücü buradan geliyor. Yavuz Sultan Selim’in Afgan Emirleriyle ciddi bir ilişkisi ve alışverişi vardır. Emirler Osmanlı’yı adeta bir mentor olarak görüyor. Yavuz, Safevîlere karşı sefere çıkmadan önce bu bölgedeki insanlardan yardım istiyor ve alıyor.
MEZAR-I ŞERİF: Hz. Ali Efendimizin kemiklerinin buraya getirildiği söyleniyor.
BADAHŞAN: Paranın geçmediği, becayiş usulünün geçerli olduğu bölgedir. Bol miktarda yakut madeni bulunuyor.
KAFİRİSTAN: Büyük İskender’in seferi sırasında ordusunda bulunan Balkan kökenli insanların bölgede kalanlarının yaşadığı yerdir. Halk İslam’ı seçmiş ve yaşıyor olmasına rağmen Batılı anlamında buraya Kafiristan denilmektedir.
Cengiz Han Merv, Belh ve Nişabur’u yakıp yıkıyor. Bu dalgayla Suriye ve Anadolu’ya büyük göçler oluyor. Göç edenler ellerindeki kitapları ve tüm becerilerini de beraberlerinde getiriyorlar.
Afganlılar çalışkan ve zanaatkâr insanlardır.
Osmanlı’nın kullandığı Farsça, Afganistan Farsçası olup İran’da kullanılan dil arasında farklılıklar bulunmaktadır.
FARYAB–SİBİRGAN–ANDHOY: Türklerin yoğun olduğu bölgedir. Rusya’daki devrim sonrası buraya göç edenler de olmuştur.
Hazaralar Moğol asıllıdır. İran etkisiyle Şiileşmişlerdir. Moğol istilasından kalan “bin” Zazalar Peştunca’ya, Kürtler ise Farsça’ya yakın bir dil kullanırlar.
Sünni ve Hanefî olan Peştunlar, çekik gözlü insanları istemiyor ve yok etmeye çalışıyorlar. Onlara göre çekik gözlü olmak ya Türk ya da Şii asıllı olmak anlamına geliyor.
Büyük olaylar ya da ihtilaflarda Loya Jirga denilen bir meclis kurulur ve ihtilaflar hakkında hüküm verir. Bunun yapısında Yahudi etkisi de vardır.
Babrak Karmal, İstanbul’a tıp okumaya geliyor. Parasız kalınca Ruslar ona burs verme adı altında kancayı atıyorlar. Moskova’ya götürerek Uluslararası İlişkiler okumasını sağlıyorlar. Daha sonra da Rusları ülkesine davet ediyor.
Mücahitler, Rusların Afgan kültürüne verdiği zararı bertaraf etmek için mücadele ediyor.
Taliban, Pakistan’da İngilizlerin şişirmesiyle ortaya çıkıyor. Çoğunluğu Peştun’dur.
Taliban, mücahitleri yok edip Afganistan’da hâkimiyet sağlıyor.
Babür Şah’ın mezarı Kabil’dedir. Babür Şah’ın ünlü seyahatnamesi üç bölümden oluşur.
ESTETİK
Varlığın mahiyetine vakıf olmaya estetik diyoruz. Burada bütün varlığa karşı (insan–insan, insan–hayvan, insan–bitki) adalet söz konusudur. Maalesef bir insan ne kadar dindar olursa o kadar vicdansız oluyor.
Estetiği ıskaladığımızda vicdan, vicdanı ıskaladığımızda ise adalet ortaya çıkmıyor. Yeni bir Rönesans için estetik düşünceden mahrum olunmaması gerekiyor. Allah’a inanan zarar vermez. Estetik, insanın Allah’a (cc) karşı adaletli davranmasıdır.
(Dr. Yusuf Emrah İlik’in 26.12.2025 tarihinde Dış Politika Derneği’nde verdiği Afganistan konferansında alınan notların özetidir.)


