Şimdi yükleniyor

AVRUPA GÜNÜ 

Bugün Avrupa Günü. Demokrasi, insan hakları, hukuk ve özgürlük gibi kavramların simgesi olduğu iddia edilen Avrupa’nın, kendi değerleriyle yüzleşmesi gereken bir dönemdeyiz. Çünkü artık dünyada birçok insan şunu açıkça görüyor: Avrupa’nın savunduğunu söylediği ilkeler, çoğu zaman çıkar hesaplarının gölgesinde kalıyor.

Aynı olay doğulu bir ülke tarafından yapıldığında “otoriterlik”, “insan hakları ihlali” ya da “uluslararası hukuka aykırılık” olarak nitelendirilirken; benzer adımlar batılı ülkeler tarafından atıldığında sessizlik hâkim oluyor, hatta çoğu zaman meşrulaştırılıyor. Bu yaklaşım, evrensel değer savunuculuğu değil; açık bir çifte standarttır.

Avrupalı siyasetçilerin önemli bir kısmı artık değerler doğrultusunda değil, güç dengeleri ve siyasi çıkarlar doğrultusunda politika üretmektedir. İnsan hakları söylemi seçici kullanılmakta, demokrasi vurgusu stratejik ortaklıklara göre şekillenmektedir. Bu durum yalnızca Avrupa’nın küresel güvenilirliğini zedelemiyor; aynı zamanda Batı medeniyetinin ahlaki üstünlük iddiasını da hızla aşındırıyor.

Bugün yaşanan krizlerin önemli bir kısmında Avrupa’nın sergilediği tutarsızlıkların payı vardır. Adaletin kişiye, ülkeye ya da coğrafyaya göre değiştiği bir düzen sürdürülebilir değildir. Medeniyetler yalnız ekonomik güçle değil, tutarlılık ve adaletle ayakta kalır. Avrupa ise ne yazık ki bu temel ilkelerden giderek uzaklaşıyor.

Türkiye ile ilişkilerde de benzer bir tablo görülmektedir. Türkiye söz konusu olduğunda demokrasi, hukuk ve özgürlük konularında sert eleştiriler yönelten Avrupa kurumları, aynı hassasiyeti kendi müttefikleri için göstermemektedir. Verilen sözlerin tutulmaması, üyelik sürecinde uygulanan siyasi engeller ve farklı ülkelere farklı standartlar uygulanması artık inkâr edilemeyecek bir gerçek hâline gelmiştir.

Elbette Avrupa halkları ile Avrupa siyasetini birbirinden ayırmak gerekir. Ancak bugün Avrupa siyasetinin ciddi bir güven ve samimiyet krizi yaşadığı açıktır. Eğer Avrupa gerçekten savunduğu değerlere bağlı kalmak istiyorsa, önce kendi çifte standartlarıyla yüzleşmeli; Doğu’ya ve özellikle Türkiye’ye karşı önyargılı yaklaşımını terk etmelidir. Aksi hâlde Avrupa Günü, ortak değerlerin kutlandığı bir gün olmaktan çıkıp, kaybedilen ilkelerin hatırlandığı sembolik bir güne dönüşecektir.