Şimdi yükleniyor

ŞİMDİ ADALET ZAMANI

Gazze’nin büyük bir bölümü devam eden İsrail saldırıları nedeniyle enkaza döndü.

Filistin topraklarında yüz yılı aşkın süredir devam eden çatışma ve işgal politikaları, uluslararası hukukun en temel normlarının ihlali niteliğindeki fiillerle karakterize edilmektedir. 7 Ekim 2023 sonrası dönemde artan askeri operasyonlar ve Gazze Şeridi’nde yaşanan ağır insani yıkım, başta soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları olmak üzere birçok suç tipine ilişkin uluslararası ceza sorumluluğu tartışmalarını yoğunlaştırmıştır.
Bu çalışma, İsrail’in işlediği uluslararası suçların hangi hukuk mekanizmaları yoluyla yargı konusu yapılabileceğini incelemektedir. Analiz; Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Ad hoc ceza mahkemeleri ve devletlerin ulusal hukuklarında yer alan evrensel yargı yetkisi çerçevesinde yürütülecektir.

TARİHSEL VE HUKUKİ ARKA PLAN
20. yüzyılın başından itibaren Filistin topraklarında demografik ve siyasal dönüşüm, bölge halkının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan zorlayıcı eylemlerle ilerlemiştir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki ve Avrupa’daki milliyetçi baskılar ve Nazi Almanya’sının zulmünden kaçarak Filistin’e sığınan Yahudileri hoşgörü ile karşılayan Filistin halkı, bir süre sonra bunların yerel halka karşı sistematik terör, yıldırma ve mallarına el koyma gibi eylemleriyle karşılaşmıştır. 1948’de İsrail Devletinin kurulmasıyla birlikte yüz binlerce Filistinlinin zorunlu göçe tabi tutulması ve takip eden yıllardaki askeri uygulamalar, “işgal hukuku” ve “uluslararası insancıl hukuk” bakımından ihlaller doğurmuştur.
1967 sonrası işgal edilen topraklarda kurulan yerleşimler, BM Güvenlik Konseyinin birçok kararına rağmen genişlemiş; Filistin halkı uzun süreli askeri idare ve abluka altında yaşamaya zorlanmıştır. Bu koşullar, uluslararası ceza hukuku bağlamında değerlendirilmesi gereken ciddi bir normlar bütünü ortaya çıkarmaktadır.

ULUSLARARASI ADALET DİVANI (UAD)
Birleşmiş Milletler kurumlarından bir olan UAD, devletlerarası hukuki uyuşmazlıkları çözmekle görevli olup, Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali halinde devlet sorumluluğunu inceleyebilir. Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023 tarihinde İsrail’i Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali iddiasıyla UAD’ye şikâyet etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti de 7 Ağustos 2024’te Divana müdahillik beyanı sunarak davaya katılmıştır. Bu başvuru, İsrail’in devlet olarak uluslararası sorumluluğunun tespit edilmesi bakımından önem taşımaktadır.
UAD’nin vereceği karar, devlet sorumluluğunun kapsamı, ihtiyati tedbirler ve tazmin yükümlülükleri bakımından bağlayıcıdır; ancak bireylerin cezai sorumluluğu konusunda yetkili değildir.

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ (UCM)
Roma Statüsü ile kurulan UCM, bireylerin cezai sorumluluğunu değerlendirir ve dört temel suç tipine ilişkin yargı yetkisine sahiptir:
1. Soykırım (m. 6)
2. İnsanlığa karşı suçlar (m. 7)
3. Savaş suçları (m. 8)
4. Saldırı suçu (m. 8 )
Statü kapsamında; sivil nüfusa yönelik sistematik saldırılar, zorla yerinden etme, orantısız güç kullanımı, kasıtlı aç bırakma ve sivil altyapının hedef alınması gibi fiiller, yukarıdaki suç tipleri açısından değerlendirilebilir.
Filistin’in 2014 yılında Statü’yü tanımasıyla birlikte, Filistin topraklarında 2014’ten itibaren işlenen suçlar UCM’nin yargı yetkisine girmiştir. Bu durum, İsrail askeri ve siyasi yetkililerinin UCM nezdinde soruşturulmasının önünü hukuken açmaktadır.

UCM’YE GÖRÜŞ SUNMA MEKANİZMASI
Roma Statüsü Uygulama Kuralları’nın 103. maddesi, devletlerin ve kuruluşların davanın herhangi bir aşamasında Mahkemeye yazılı veya sözlü görüş sunabilmelerine izin verir. Bu beyanlar bağlayıcı olmamakla birlikte, Mahkemenin değerlendirme sürecini etkileyebilen önemli katkılardır.
Bu bağlamda, İstanbul 2 No’lu Barosu tarafından 24 Kasım 2023’te UCM’ye sunulan suç duyurusu ve delil dosyası, sivil toplumun yargılama süreçlerine katılımının bir örneğidir.

AD HOC CEZA MAHKEMELERİ
Uluslararası hukukun ağır ihlalleri durumunda BM Güvenlik Konseyi veya uluslararası toplum tarafından özel mahkemeler kurulabilir. Nürnberg, Tokyo, Eski Yugoslavya ve Ruanda Mahkemeleri bu uygulamaların önceki örnekleridir.
İsrail-Filistin bağlamında; uluslararası toplumun mutabakatı, Güvenlik Konseyi kararı veya BM Genel Kurulu’nun “Uniting for Peace” mekanizması kullanılarak benzer bir mahkemenin oluşturulmasına imkân tanıyabilir.
Ad hoc mahkemeler, özellikle devlet dışı aktörlerin ve yüksek düzeyli yetkililerin yargılanmasında etkili bir model sunmaktadır.

EVRENSEL YARGI YETKİSİ VE YEREL MAHKEMELERDE YARGILAMA
Bizim burada asıl üzerinde durmak ve yaygınlaştırmak istediğimiz Evrensel yargı yetkisi, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi jus cogens niteliğindeki ağır suçların, failin ve mağdurun milliyetine veya suçun işlendiği yere bakılmaksızın her devlet tarafından yargılanabilmesini öngörmektedir.
Türkiye’de evrensel yargı yetkisi;
• TCK m. 13,
• TCK m. 76 (soykırım),
• TCK m. 77 (insanlığa karşı suçlar)
ile açık şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca; failin vatandaş olup olmaması veya fiilin Türkiye dışında işlenmesi, yargılamaya engel değildir. Ayrıca bu suçlarda zamanaşımı uygulanmamaktadır.
Bu mekanizma; delillerin toplanması, faillerin tespiti ve yerel savcılıkların başvurular üzerine harekete geçmesi nedenleriyle, pratikte en hızlı işleyecek mekanizmalardan biridir. Yasalarında evrensel yargı yetkisine dair normlar bulunan devletlerin vatandaşı olan vicdan sahibi bireyler, ülkelerindeki savcılıklara müracaat etmelidir.

İSRAİL ORDUSUNA KATILAN TÜRK VATANDAŞLARININ HUKUKİ DURUMU
Türk vatandaşı olup yabancı bir devlet ordusunda görev alarak uluslararası suçlara iştirak ettiği değerlendirilen kişiler, TCK kapsamında Türkiye’de yargılanabilir.
TCK m. 11 ve 12 uyarınca, alt sınırı en az bir yıl hapis cezası gerektiren suçların Türkiye dışında işlenmesi durumda, fail Türkiye’de bulunuyorsa kovuşturma yapılabilir. Yabancı bir ülkede kesin hüküm verilmemiş olması yeterlidir.

TÜRK VATANDAŞLIĞININ KAYBETTİRİLMESİ
5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 29. maddesi,
• Türkiye’nin menfaatlerine aykırı yabancı hizmetlerde yer alanları,
• Türkiye ile savaş halinde bulunan devletlerin ordularında görev yapanları,
• Yabancı bir devlet ordusunda izinsiz askeri hizmet alanlar
hakkında vatandaşlığın kaybettirilmesine imkân tanımaktadır.
Bu hüküm, uluslararası suçlara iştirak eden Türk vatandaşları bakımından ayrıca değerlendirilebilir.

SONUÇ
Filistin topraklarında yaşanan ağır insan hakları ihlalleri ve uluslararası suç niteliğindeki fiiller, çok boyutlu bir yargısal mekanizma gerektirmektedir. UAD, UCM, ad hoc mahkemeler ve ulusal yargı sistemleri, birbirini tamamlayan araçlar olarak kullanılabilir.
Deliller için sosyal ve konvansiyonel medya, mağdurların fotoğraf ve video kayıtları, çeşitli kurum ve kuruluşlarca düzenlenen raporlar en etkin kaynaklar olarak öne çıkmaktadır. Her ne kadar infaz kabiliyeti sınırlı olsa da Uluslararası hukuk, cezasızlığın önüne geçmeyi amaçlayan geniş bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçevede, fikri takibi bırakmayarak delillerin toplanması, faillerin tespiti ve yargı süreçlerinin işletilmesi hepimiz için hem hukuki hem de insani bir zorunluluktur.

Av. Kemal Kaya